14:29

ARDA KONUŞUYOR : )


Ardam, canım oğlum, annesinin neşesi, mutluluğu, pamuk yanaklısı, böcüğü, kara gözlüsü, herşeyi iste kısaca.... Bir süredir mırıl mırıl sonuna mı,mi,mu,mü soru eklerini koyarak anlamsız cümleler kuruyordu ama artık yavaş yavaş kelimeler ve kısa iki kelimelik cümleler dökülüyor o yumoş dudaklarından. Benim de içimin yağları eriyor tabi. Bu ara tam bir anne , baba delisi oldu. Her dakika ağzında anneee, babaaa günde en az 500 kere söylüyordur yani. Tabiki hoşumuza gidiyor bizimde.
Söylediklerinden aklımda kalanlar:
Anneee bak
Bak ( herşeyi her yeri bak diyerek gösteriyor bu ara bak bak bak evde bak bak diye dolaşıp duruyor bakana kadar da uğraşıyor )
Anne ver
Herşeyin başına anne ekliyor illaki.
Anne döndü ( dönen her şeyi döndü döndü diye gösteriyor. )
Acı
Sinek
Aradın mı?
Aldın mı?
Gördün mü? v.s çoğu soru olan şeyler söylüyor.
Anladım ki bu çocuk çok soru soracak dili tam çözülünce...
Aradın mı? dediğinde bilinçli söyledi ve çok şaşırdım babasını aradım telefonla köydeyken Arda öksürüyor şurup al eczaneden diye. Kapattım telefonu yüzüme baka baka aradın mııı? demez mi? Bir de cevabını hı hı ya da evet diyene kadar aynı şeyi tekrarlıyor. Çok komik ya. Bundan sonra herhalde artık yavaş yavaş söker konuşmayı diye umuyorum.
Üzüm
Tettali -şeftali
Kısaca benim söylediğim çoğu şeyi tekrar edebiliyor artık bazen de beni şaşırtacak derecede anlamlı şeyler söylüyor.
Bir keresinde de su tabancası ile oynuyorduk bana dan dan yapıyordu ben de anneyi öldürdün dedim, arkadan hemen Anne ödüdü dedi çok gülmüştük.
Daha neler göreceğiz bakalım...

14:02

DÖNDÜK BİZ!


Döndük uzun yollu gezimizden, ama ben yorgunum biraz tekrar işe başlamakta zor geldi. O temiz havadan İstanbul'un bu güzelim havasına geçişte zor oldu, ne derseniz deyin işte ancak bu günü buldu elimi kolumu kaldırıp yazmam. Arda beyimiz bol bol yukarda görmüş olduğunuz dalında salatalıklardan hüpletti durdu. Hormonsuz ve taptaze. Tabi bunlardan başka dalınan bir sürü şey hüpletti ama benim resmini çektiğim sadece bu güzellik. Yukardaki ateşte akşam soğukta hep beraber toplanıp ateşin etrafında yaptığımız sohbetlerin en güzel simgesi. O soğuk akşamlarda öyle güzel ısıttı ki içimizi, her ne kadar ateşe dönük olan tarafımız sıcak diğer tarafımız buz kesse de, içini ısıtıyor insanın dışından çok.... Bol bol gece sohbetleri yaptık tepemizde tertemiz gökyüzü ve bol ama burada görülemeyecek kadar fazla sayıda yıldızla.....
İşte bu da köyün vazgeçilmezlerinden patates. Ama oraya özgü bir lezzette ve birazdan ateş korlaştığında közlenmeyi bekliyor. Közde patates ayrı bir lezzet ya ama orada ben önceden sevmezdim ama bu lezzeti tadınca hayran kalmamak elde değil.
Bu balıklarda Sivas dağlarının arasından akan uzunca bir gölden tuttuğumuz balıklar. Akıntı yönüne bir ağ koyduk ve yollarını keserek kaçan balıkları olta falan olmadan çıplak elle tuttuk. 20-25 tane vardı akşam saydıkta : ,)))
Yine dağ gezilerimizden birinde odunlarla ateş yakıp demlediğimiz çayımız. Bu lezzette farklı oluyor bambaşka. Dağ suyuyla tertemiz...
Arda beyimiz toplanıp yayılan nohutları kabuklarından ayırıyor.
İşte bu da gezintilerimizden dağ manzaraları. Ah bi de şu makinemin tarihini ayarlamayı akıl edebilsem. Sürekli pil değiştirince böyle oluyor işte.

Yine köydeki evin yanından bir manzara...
Arda beyimiz yine muzurluk peşinde. Bir tane odun bulmuş sabah senfonisini gerçekleştiriyor, ters çevirdikleri küçük kazan ile...
Sobayı dürtüklüyor odun ile, çok ilgisini çekti bu kuzineler nedense... Her dakika eli kurum içinde simsiyah gezdi yani...




Bu da dağlarda yetişen dağ çileği dedikleri böğürtlene benzeyen ama böğürtlen olmayan bir meyve diyelim. Tadı böğürtlene benziyor. Çok güzel bir lezzeti var.

Bu ve diğer aşağıdaki resimler ise denk geldiğimiz köy düğününden manzaralar...



Son olarakta akrabalarımızdan birinin çok şirin köy evi, istermiydim acaba böyle bir evde ve orada yaşamayı... Köy evi dediysek bu evin içi de İstanbul dakileri aratmayacak derece de güzel yani... Bir de etrafındaki manzaraya bakarsak kim istemez ki burada yaşamayı...
Bu arada Arda azı dişlerle meşgul bu ara çok zor günler geçiriyoruz yine beraber... Bir an önce çıkması dileklerimle...



11:43

SİVAS YOLCUSUYUZ!

Bu gece yola çıkıyoruz Sivas'a doğru. 13-14 saat gözümde büyüyor. Dua edin bize, zor olacak ama inşallah bu sınavı da geçeceğiz. Orada çok dinleneceğimiz kesin ama oraya gitmek mesele. Hadi bakalım bir hafta yokuz haftaya görüşürüz..... Arda yine tatilde.....

14:53

STRES VE STRES YÖNETİMİ


Geçtiğimiz cumartesi günü işyerim çok faydalı bir şey yaparak "Stres ve stres yönetimi" adı altında bir eğitim düzenledi. Önce gitmek gitmemek arasında kaldım hatta zorunlu bırakmasalardı gitmeyecektim ama baktım ki mecburmuş gidelim bakalım dedim. Olmazsa öğleden sonra kaçar giderim diye düşündüm. Ama akşam olupta eğitimden çıkarken iyiki kalmış ve sonuna kadar dinlemişim dedim.
İlk olarak söylemek istediğim eğitimi veren Arda bey ile ilgili. Bir insan bu kadar mı bu iş için doğmuş olur, bu kadar mı sevimli, bu kadar mı hayatın içinden ve bu kadarmılar daha çok devam eder. Bir psikologdan çok daha iyiydi belki de. Hayata bakış açımı değiştirdi. Bir kere basit olarak gördüğüm stresin hayatım için ne kadar zararlı ve ne kadar karmaşık bişey olduğunu görmemi sağladı. Bunun dışında hayatımda ne kadar şeyi ertelediğimi ve nelerden vazgeçtiğimi.
Belki onun kadar uzun uzadıya ve sevimli bir şekilde anlatamam ama biraz bahsetmek istiyorum stresten ve hayatımıza yaptıklarından.
Stres günlük hayatta hepimizin karşılaştığı herhangi bir olumsuzluk karşısında vücudumuzun verdiği bir tepkidir. Bu kronik( sürekli ) ve ya akut ( ani ve şiddetli ) stres olarak değişebilir. Kronik stres çözemediğimiz ve çözmemizin uzun zaman alacağı bir konu hakkında yaşadığımız uzun zaman süren bir durumdur. Bu bir örnek başka örnekler de verilebilir. Tehlikeli olan stres türü de akut strese göre budur. Çünkü vücut uzun süre bu olumsuz duruma maruz kalır ve yenilmesi ve aşılması zor durumlara yol açabilir.
Stres böbrek üstü adrenalin bezlerinde başlar. Ki ben her zaman beynimizde başladığını düşünürdüm. Düz mantıkla beyin yaşanılan olaya ilk tepkiyi verir diye düşünürdüm fakat öyle değilmiş. Böbrek üstü bezlerinde başlayıp yavaş yavaş yavaş tüm vücuda yayılır. Bu yayılmanın başlama noktası olumsuzluğu gördüğümüz, duyduğumuz ve çoğu zaman da sadece hissettiğimiz andır. Vucüt bu andan sonra savaşmaya başlar. İki kural vardır ya terket ( yani kaç ), ya da kal ve savaş. Bunlar kişinin kendi tercihi vücut bu anda her iki duruma da hazırlıyor kendini. Stres kısaca bu. Olumsuz bir durum karşısında vücudun verdiği tepki. Tabiki bu basit birşey değil. Çünkü vücudun kimyası değişiyor aniden. Kalp daha hızlı atmaya soluk alıp verişimiz daha da hızlanmaya başlıyor v.s bu örnekler çoğaltılabilir.

Çok uzatmayacağım stres nedir zaten hepimiz biliyoruz günlük hayatta yaşadığımız şeyler ve sıkça karşılaştığımız durumlar. En basitinden eşimiz akşam yarım saat geç kalsa dahi telefona sarıldığımız an stres başlıyor. Bu bile bir stres işte vücut hemen hareketlenmeye başlıyor.
Peki stresle nasıl baş edebiliriz.

4 kural var ilk önce bahsetmek istediğim.

- Değiştir
- Kabul et
- Planla ve yönet
- Destek iste
Değiştir yani hayatında strese girmeni sağlayan her durumu ( değiştirilmesi mümkün olan ) bu bir arkadaş olabilir ( sinirinizi bozan görüşmek istemediğiniz ) her olayı her ortamı değiştir.

Kabul et yani hayatında değiştiremeyeceğin strese sebep olan şeyleri kabul et ve onlarla yaşamayı öğren. ( Ne kadar zor olduğunu bilsen de diren kabul et ve onunla da mutlu olabileceğini düşün ve kendine süreklü telkin ver )

Planla ve yönet. Hayatını planla ve kendin yönet. Belirli aralıklarla neler yapacağını not al ve bunları sırasıyla gerçekleştir. Ertelediklerini de not al ve yapmaya çalış. Mesela diyet yap diyette insanın kendini yönetmesi için bir fırsattır bu yüzden diyet yapabildiğimiz ilk günlerde mutlu oluruz kendimizi yönetebildiğimiz için. Egzersiz mesela planlayıp yönettiğimiz belirli aralıklarda strese karşı oldukça fayda sağlar.

Destek iste hiç bişeyde destek almak zor olmamalı, kendimiz üstesinden gelemeyeceğimiz çoğu konu da destek almaktan kaçınmamamlıyız. Bu bir dost olabilir eş olabilir anne baba olabilir. Bana şu konu da yardım et demek çok zor değil. Destek isteyebilmek de çok önemli.

En önemli ve can alıcı konu ise çokça duyduğumuz ama yapmak ve uygulamak konusunda son derece zayıf olduğumuz "Doğru nefes" . Stresle baş etmede en önemli yöntem. Uygulam şekli şöyle ( Plates, yoga v.s gibi yöntemler hep bu noktada birleşiyor )

- Burundan diyaframa yani karın boşluğuna ( göğüs kafesine değil ) (yani nefes alırken karnımızın şişmesi gerekiyor ) derin bir nefes alıyoruz.
- 2-3 sn tuttuktan sonra aldığımızdan daha uzun süre de yavaş yavaş ağzımızdan nefesi tamamen boşaltıyoruz ve bunu 4-5 kere tekrarlıyoruz.

Bunu günde 5 kere falan setler halinde yaparsak daha zinde oluyoruz ve beyine taze oksijen gittiğinden daha pozitif düşünmeye başlıoruz ve olumsuzluklar karşısında daha dik duruyoruz. Denedim 2-3 gündür kendim de farklılıklar hissediyorum. Hatta hafta sonu eşim bile bendeki olumlu değişikliği fark etti.
Bu nefres yönteminin zayıflamaya da faydası var. Diyafram mideye baskı yaptığından daha geç açıkmamıza ve iştahımızın azalmasına katkı sağlıyor.

Bunların dışında bir yöntem daha var. 20 dk. yöntemi Olumsuzlukla karşılaşacağınızı hissttiğiniz an ve ya başladığı an olayı orada bırakın ve kendinize 20 dk izin verin. Mesela işyerinde misiniz işe 20 dk mola verin ( imkanlar doğrultusunda ) ve 20 dk yı müzik dinleyerek ve ya başka şeyler düşünerek geçirin. 20 dakika önce o olay karşısında vereceğiniz tepkiyi vücut 20 dk sonunda vermiyor.
Daha bir çok şeyden bahsetti ama benim aktarabildiklerim bu kadar. Bir çok şeyi değiştirdim hayatımda mesela sabahları açık hava yürüyüşüne başladım. Saat 07:00 da kalkıyorum ve 07:40 a kadar yürüyorum. Sonra duş alıp işime geliyorum ve 2-3 gündür daha zinde hissediyorum kendimi.

Stressiz günler diliyorum............

09:16

SICAK ÇOOOOK SICAK !


İstanbul dayanılmaz derecede sıcak son 6-7 gündür. Çok halsiz hissediyorum kendimi bu yüzden. İşyerinde çalışılmıyor evde iş yapılmıyor nolucak böyle anlamıyorum ki, nolur kısa sürsün bu cehennem sıcakları. Baygınlık geçireceğim yoksa, şimdilik serin biraz ama benim odaya güneş dönünce var ya..... Klima da yok. Ufonun soğuk buhar üfleyeninden var ama pek etkili değil. Ama hiç olmamasından da iyi. Ama bir klima aldırmak şart oldu.
Hafta sonu yine hareketli günler geçirdik. Eşimin yakın bir arkadaşının düğünüydü ve pazar günü felaket sıcaktı yine. O sıcakta nasıl bir düğün olursa oldu işte. Arda yı götürmemiştim iyi de yapmışım biz dayanamadık oğlum mahvolurdu valla. Düğünde geldikten sonra da Arda park diye tutturunca attık kendimizi parka. Biz yayıldık çimlere oğlum oynadı ama ne oynamak sokak çocuğu oldu iyice oraya koştu buraya koştu, merdivenlere tırmandı kaydıraktan kaydı, tutabilene aşk olsun. Bazı tehlikeli yerlerde de ben peşinden tabiki... Hatta dönen kayaklarda kendi kayamadığından ama kaymaktan da geri kalmadığından ben de arkasından kayıp tutmak zorunda kaldım. Çaktırmayın ben de bir gün çocukluğumu yaşamış oldum. Oğlumla tekrar çocuk oluyorum. İyi geliyor.
Hafta sonumuz böyle geçti ama Arda bu ara çok mız mız. Hiç mızlaması bitmiyor. Eşimin köyüne gideceğiz bu haftasonu ama beni bir korku sardı ki sormayın gitsin. Bu kadar herşeye ağlayan ve mız mız bir çocukla nasıl 12 saat yolculuk yapılır ve nasıl orada güzel gün geçirilir. Bunun yollarını nbilen varsa bana akıl versin nolur. Diş çıkarıyor demiştim ya hem de azılar hep yarılmış damakları. Anlıyorum bitanemi ama öyle yoruluyorum ki etrafımda mız mız mız diye diye dolaşınca. Bunu da geçtim bu dönemlerde bambaşka bir çocuk olup çıkıyor ben yapma oğlum dedikçe yapıyor bu ara herşeyi. Mesela vitrini açıyor boyu uzadığından açamadığı uzanamadığı dolap yok artık kaç gündür vazgeçiremedim bu vitrini açıp bişeyler alma huyundan ne yapıcam bilmiyorum. Kapaklarını bağlayacağım bu akşam galiba ama evde herşey yamalı gibi oldu bıktım ya. İçinde cam bardaklar tabaklar falan olmasa izin vereceğim döksün boşaltsın ne varsa ama tehlikeli. Niye bu kadar muzur ve yaramaz oldun oğlum sen bu günlerde ...... Havalar da sıcak zaten zor oluyor valla bazen meynim uyuşuyor. Neyse bu dişlerde çıksın da bakalım...
Yukardaki resim varya işte sürekli böyleyiz bu günlerde bir iksir yokmudur acaba buna iyi gelen ?

17:05

3. YILI DEVİRDİK!




O kadar kısıtlı zamanda bişeyler yapmak zorunda kalsım ki anlatamam ama yine zamanla yarışmayı başardım yaptım işte bişeyler, her ne kadar eşim eve geldiğinde sofrayı hazırlamamış olsam da herşey bitmişti. Sonra beraber hazırladık. Güzel bir gündü. Saat 21:00 de başlayıp 22:00 de eşimin gelmesiyle bitirdim yaptıklarımı. Önemli olan emek işte kısıtlı zamanımda uğraştım ve bu kadar resim çekebildim. Bir iki bişey daha yaptım ama fırsat bulup resimleyemedim.


Buda işte bir önceki postta bahsettiğim yeni imajımız, banyo sonrası ekşimik bir surat. Neymiş efendim sudan çıkmayacakmış. Ah bu çocuk milleti. Neyi ne zaman sonlandırmaları gerektiğini bir öğrenseler ne iyi olacak. Ama o zaman da çocuk olmalarının bir anlamı kalmaz değil mi ya!

15:07

ARDA' NIN YENİ İMAJI! BY ARDA'S FATHER

Uzun zamandır düşünüyordum, aslında yaz sıcakları için geç bile kaldım ama en azından yazın sonunu serin geçirsin oğlum diyerek saçları tamamen kestik. 0 değil ama sıfıra yakın 3, asker traşı derler ya öyle. Ama yüzü ortaya çıktı ve daha bir küçük dayısına benzedi. Sanki ortalarda dün hep kardeşim Efe dolaştı o derece benziyor mimikler, hareketler... Dün öğleden sonra evdeydim bol bol oyunlar oynadık oğlumla... Yeni imaj fotomuz akşama kısmetse. Evde fotolar.